B.O.K.: Biyolojik Olarak Kıymetli
Bir kelimenin dilimizdeki ve doğadaki serüveni üzerine mizahi bir deneme.
Anneannemin tezek hesabı
Rahmetli anneannemin bazı cümleleri vardı. Uzun uzun anlatmaz, bir insanın hâlini birkaç kelimeyle önünüze koyardı.
Kendisini olduğundan önemli göstermeye çalışan biri için de başka söz aramazdı:
“B..kum diye tezeğe giriyor.”
Çocukken yalnızca gülerdim. Yıllar sonra bu cümlenin içinde hem gündelik hayatın bilgisinin hem de insan karakterine ilişkin sağlam bir gözlemin bulunduğunu anladım.
Her hayvanın dışkısı tezek yapımına aynı ölçüde elverişli değildir; bu işte özellikle sığır gibi otçul çiftlik hayvanlarının dışkısı değerlendirilir. Uygun malzeme toplanır, yoğrulur, biçimlendirilir ve kurutulur. Sonra kışın evi ısıtır, yemeği pişirir, hayatı sürdürür. Yani tezeğe girmek, dışkı için bile bir çeşit terfi, bir kıymet alametidir.
Kısacası her dışkı tezeğe giremez.
Anneannemin sözünde ince bir hesap vardı: Önce tezek yapılmaya uygun bir hammadde olmak, ardından da emekle yoğrulup o kıymete erişmek gerekiyordu.
“B..kum diye tezeğe girmek” ise daha o hammadde niteliğini bile taşımadan, hiçbir emek ve katkı sunmadan değerli olanların arasına kurulmaya çalışmaktı.
Bugün sayfalar dolusu kişilik çözümlemesiyle anlatmaya çalıştığımız o ham kibri ve kendini olduğundan önemli gösterme çabasını anneannem dört kelimeyle bitirirdi.
Dilimiz başka, toprak başka söylüyor
İşin ironik tarafı, Türkçenin aynı kelimeyi genellikle tam tersi anlamda kullanmasıdır. Kötü geçen güne “b..ktan”, berbat edilen işe “b..k oldu”, hiçbir şey bilmeyene “bir b..k bilmiyor” deriz. İşe yaramadığını düşündüğümüz ne varsa aynı kelimenin içine doldururuz.
Oysa bir kelimeye yüklediğimiz anlamla, adını verdiği maddenin doğadaki işlevi aynı değildir.
Biyolojik açıdan dışkı, sindirim sisteminin geride bıraktığı bir atıktır. Fakat vücuttan çıkması, hikâyesinin bittiği anlamına gelmez. Yanlış yerde ve fazla miktarda biriktiğinde kirlilik yaratabilir; doğru döngüye girdiğinde ise yeniden bir kaynağa dönüşür.
Bir büyükbaş hayvanın dışkısına şehirli gözüyle bakarsanız uzak durulması gereken bir pislik, çiftçi gözüyle bakarsanız gübre görürsünüz. Uygun biçimde değerlendirildiğinde toprağa organik madde kazandırır, bitkiyi besler. Bugün soframızdaki ekmeğin, domatesin ve elmanın geçmişinde, burun kıvırdığımız o madde de vardır.
Biz kelimeyi aşağılamışız; toprak ise maddeyi kıymetlendirmiş.
Tabakhaneden yıldızlara
Dilimizde bu kıymetin izini taşıyan başka bir söz daha var: “Tabakhaneye b..k yetiştirmek.”
Bugün bunu gereksiz bir telaşla oradan oraya koşanlar için kullanıyoruz. Eski deri işleme yöntemlerinde köpek ve kuş dışkısından yararlanılırdı. Bu malzemelerle hazırlanan banyolardaki enzimatik ve mikrobiyal süreçler, derideki bazı proteinlerin uzaklaştırılmasına ve derinin yumuşayıp tabaklanmaya hazırlanmasına yardımcı olurdu.
Deyimin kökeni de bu uygulamayla ilişkilendirilir. Deyim için anlatılan hikâyede, telaşın sebebi malzemeyi tazeyken tabakhaneye yetiştirmektir.
Bu hikâyeye bakılırsa, b..kun bile tazesi makbulmüş.
İşin benim alanıma düşen kısmı ise bundan sonra başlıyor.
Birinci sınıfta meslek uygulaması için gittiğimiz Haymana’da bir kümeste çalışmıştım. Yer olduğu gibi tavuk dışkısıyla kaplıydı. Her bel atışımda aynı türden bir sürü böcek çıkıyordu. Kümes adeta böcek kaynıyordu. Akşam dönüşte otobüste yanıma kimse oturamadı. Çiftçiyi biraz daha iyi anlamıştım. Otobüstekilerse beni biraz uzaktan anlamayı tercih etti.
O gün gördüğüm hareketlilik, bizim atık dediğimiz şeyin başka canlılar için bir yaşam alanı olabildiğini göstermişti.
Bu alışverişin doğadaki en tanınmış ustalarıysa halk arasında b..k ya da gübre böcekleri dediğimiz canlılardır. Bunların önemli bir grubu Scarabaeinae alt familyasında yer alır. Bizim görmek istemediğimiz şey, onların dünyasında besin, yuva ve gelecek kuşaklara bırakılacak bir kaynaktır.
Üstelik hepsi aynı işi yapmaz. Bazıları dışkıdan bir top koparıp rekabetten uzaklaşmak için onu yuvarlar. Bazıları yığının hemen altına tüneller açarak besini toprağın içine taşır. Bazıları da kaynağın içinde ya da hemen altında yaşamayı tercih eder. Doğa, aynı işi yapmanın bile tek bir yolunu dayatmaz.
Top yuvarlayan türler arasında daha şaşırtıcı olanlar da vardır. Bazı gececil türler, doğrultularını koruyabilmek için yıldızlı gökyüzündeki parlaklık desenlerinden yararlanır. İnsan elinde navigasyonla yolunu şaşırırken küçücük bir böcek, taşıdığı topun üzerine çıkar, kısa bir yön bulma dansı yapar, gökyüzüne bakar ve yoluna devam eder.
Bu küçük canlıların hikâyesi yalnızca biyolojiyle de sınırlı değildir. Antik Mısır’da gübre böceği ve ondan esinlenilerek yapılan skarabe biçimli nesneler güçlü simgelerdi. Topunu yuvarlayan böcek, güneşin gökyüzündeki hareketiyle ilişkilendirilmiş; doğan güneşi ve yenilenmeyi temsil eden Khepri’nin simgesi hâline gelmişti. Böceğin biçimi mühürlere ve takılara işlendi; yeniden doğuş düşüncesiyle birlikte anıldı.
Biz adını aşağılamak için kullanmışız; onlar biçimini yeniden doğuşun simgesine dönüştürmüş.
Kıymet bazen baktığımız şeyde değil, ona nasıl baktığımızdadır.
Üstelik değerleri simgelerle sınırlı değildir. Bu böcekler yalnızca karınlarını dışkıyla doyurmaz. Dışkının parçalanmasına, toprağın altına taşınmasına ve besin maddelerinin yeniden dolaşıma girmesine yardım ederler. Tünel açanlar toprağı havalandırır; bazı türler dışkıdaki tohumların taşınmasına da katkı sağlar. Dışkının daha hızlı ortadan kalkması, sineklerin ve dışkıda gelişen kimi parazitlerin yararlanabileceği ortamı azaltabilir. Bizim görmek istemediğimiz şeyle uğraşırken görünmeyen bir iş görürler.
Bu böceklerin azaldığı bir yerde dışkı yüzeyde daha uzun süre kalabilir, besin maddelerinin toprağa dönüşü yavaşlayabilir, meraların işleyişi aksayabilir. Küçümsediğimiz bir atıkla küçücük bir böcek arasındaki bağın, meğer ne çok yere uzanan ucu varmış.
Kıymetin ölçüsü
Doğa bizim kadar kibirli değildir. Bir şeye kokuyor diye sırtını dönmez. Kimin kullanabileceğine, neye dönüşebileceğine ve hayatın neresine yeniden katılabileceğine bakar.
Başlıktaki açılım da tam buradan geliyor:
B.O.K.: Biyolojik Olarak Kıymetli.
Doğru yerde ve doğru döngüde toprağı besler. Uygun malzemeden yapılan tezek evi ısıtır. Deri işlemede işe yarar. Bir böceği doyurur, yavrusuna besin ve barınak olur. Biz burnumuzu tutarken hayat bir yerlerde işine devam eder.
Bir maddenin kıymeti kokusuyla değil, neye dönüşebildiğiyle ölçülür. İnsan için de durum çok farklı değildir. Unvan ve görünürlük tek başına kıymet üretmez; insanın kıymeti, bulunduğu yere ne kattığıyla ortaya çıkar.
Katkısıyla dolduramadığı yeri egosuyla kaplamaya çalışanlar da vardır. Şişirilmiş ego, kocaman bir balona benzer. Çok yer kaplar; ne toprağı besler ne evi ısıtır. Tezeklerin arasına sıkıştırsanız da tezek olmaz.
Bilimde de makamda da mütevazılık, olgunlaşmış insanın bilinçli tercihidir. İnsan ne bildiğini ve neyi henüz bilmediğini gördükçe, kendisini olduğundan büyük gösterme ihtiyacı da azalır.
Anneannem bunları böyle uzun uzun anlatmazdı elbette. Balonun içindeki havayı dört kelimeyle alıverirdi.
Belki de her değersiz bulduğumuza “b..k” demek, kelimenin kendisine haksızlıktır.
Çünkü asıl mesele b..k değildir.
Asıl mesele, b..kun bile bir değere dönüştüğü dünyada, hiçbir değer üretmeden “b..kum” diye tezeğe girme hevesidir.




