Bilim Ömür Boyu, Kadro Değil

Blog

MFÖ’nün hafızaya kazınan bir şarkısı vardı:

Yalnızlık Ömür Boyu.

Ben de diyorum ki:

Bilim ömür boyu. Kadro değil!

İnsan emekli olduktan sonra da düşünebilir, yazabilir, araştırabilir, öğrenci yetiştirebilir. Bilimsel merak, personel dairesinden gelen bir yazıyla sona ermez.

Ama kadro başka bir şey.

Kadro maaş. Kadro oda. Laboratuvar. Cihaz. Bütçe. Öğrenci kontenjanı. Karar yetkisi.

Kısacası kamusal kaynak.

Yani bilgi insanda birikiyor. Ama kadro toplumdan ödünç alınıyor.

Ödünç alınan şey de zamanla kişisel mülke dönüşmemeli.

Altmış Yaş Son Kullanma Tarihi Değil

İnsan 60 yaşına geldiği sabah bilimsel yeteneğini kaybederek uyanmıyor.

Beynin üzerinde ise son kullanma tarihi yok. Merak da nüfus cüzdanına bakmıyor.

Altmış yaşında hâlâ öğrenen, üreten, öğreten ve insan yetiştiren bir akademisyen üniversite için büyük değer. Buna karşılık kırk yaşında kendisini yenilemeyi bırakmış  akademik olarak çoktan emekli olmuş olanlara ne demeli?

Dolayısıyla mesele yaşlılarla gençlerin kavgası değil.

Mesele yaştan önce katkı.

Yine de kurumsal bir eşik gerekiyor.

Benim önerim net:

60 yaşından sonra otomatik devam sona ermeli.

Bu yaş, bilimden çıkarılma yaşı değil, istihdam biçiminin değiştiği yaş olmalı. Üniversitede kalmak isteyen öğretim üyesi, hangi somut görevi sürdüreceğini açıklamalı ve iki ya da üç yıllık dönemlerle değerlendirilmeli.

Koşulları karşılayan devam etmeli.

Karşılamayan emekli olmalı.

65 yaş ise olağan emeklilik yaşı hâline gelmeli, bu yaştan sonraki çalışma ise alışkanlığa değil, açık ve istisnai katkıya dayanmalı.

Altmış yaş bir duvar değil, kavşak olmalı.

Aynı Kriter Değil, Aynı İlke

Genç akademisyenlerden ne istiyoruz?

Yayın, proje, yabancı dil, uluslararası iş birliği, ders, teknoloji geliştirme, toplumsal katkı ve öğrenci yetiştirme…

Sonra kişi profesörlüğü alınca bütün bu fiiller birden ortadan kayboluyor. Geriye yalnızca unvan kalıyor.

Akademinin giriş kapısında maraton koşturuyoruz. İçeri girene buyrun koltuk diyoruz.

Bu doğru değil.

Elbette 30 yaşındaki araştırmacıyla 60 yaşındaki profesöre aynı sayısal ölçütler uygulanamaz. Kariyer aşamaları farklıdır. Görevleri de farklı olabilir.

Ama ilke aynı olmalı:

Üniversitede kadro kullanan herkes, bulunduğu role uygun güncel bir katkı göstermelidir.

Aynı kriter değil.

Aynı ilke.

Kıdem, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Sorumluluğun biçimini değiştirir.

Üniversite Tek Tip Akademisyen İstememeli

Üniversitede herkes aynı işi yapmak zorunda değil.

Bir insan güçlü bir araştırmacı olabilir. Bir başkası olağanüstü bir eğitimci olabilir. Özellikle ziraat, veterinerlik, sağlık, ormancılık ve mühendislik gibi alanlarda bir diğeri bilgiyi sahaya taşıyabilir. Bazıları da gerçekten iyi kurumlar kurabilir ve yönetebilir.

Bu nedenle 60 yaşından sonra kalmak isteyenler için dört ayrı yol tanımlanmalı:

Araştırma (Research)

Araştırmacı olarak kalmak isteyen kişi güncel olarak araştırma yapmalı.

“Geçmişte çok yayın yaptım” yeterli değil. Ve de bilimsel özgeçmiş bir hatıra albümü değil.

Son beş yılda ne yaptın?

Güncel ve nitelikli üretimin var mı? Aktif bir araştırma programı yürütüyor musun? Yeni sorular soruyor, yeni yöntemlerle bağını koruyor musun? Öğrencilerin yalnızca kayıtlı mı, yoksa gerçekten yetişiyor mu?

Geçmiş başarı saygıyı hak eder.

Ama bugünkü araştırmanın yerine geçmez.

İyi bir bilim insanı yayın üretir. Daha iyisi insan yetiştirir. En iyisi, kendisi çekildiğinde de çalışmaya devam eden bir yapı bırakır.

Eğitim (Teaching)

Bazı akademisyenlerin asıl gücü eğitimdir.

İyi bir eğitimci, öğrencinin zihninde pencere açar. Zor bir kavramı berraklaştırır. Bir alanın dilini yeni kuşağa taşır.

Ancak eğitim statüsü, yalnızca derse girmeyi yeterli sayan bir statüye dönüşmemeli.

Ders yükü açık olmalı, içerik güncel tutulmalı, öğrenciye sağlanan katkı değerlendirilmeli, yeni eğitim yöntemleri kullanılmalı ve genç öğretim üyelerine mentorluk yapılmalı.

“Bu dersi otuz yıldır veriyorum” tek başına başarı değil.

Otuz yıldır aynı dersi vermek tecrübe olabilir.

Otuz yıldır aynı slaytı açmak ise PowerPoint arkeolojisidir.

Eğitimci olarak kalan kişi yalnızca sınıfa girmemeli, öğrencide iz bırakmalı.

Sahaya Aktarım (Extension)

Ziraat gibi alanlarda bilim yalnızca makalede yaşamıyor!

Tarlaya gider. Üreticiye gider. Kooperatife gider. Kamu kurumuna gider. Sorunun yaşandığı yere gider.

Bir öğretim üyesi yeni bir yöntemi üreticiye ulaştırabilir, bir hastalık ya da zararlı sorununa çözüm geliştirebilir, üretim kaybını azaltabilir, çevresel riski düşürebilir ve kamu politikalarına bilimsel veri sunabilir.

Bunların hepsi akademik katkı.

Ama “Sahayla ilişkilerim iyi” demek yetmez.

Televizyon programlarına katılmak, röportaj vermek veya panellerde görünmek de tek başına sahaya aktarım değil. Bunlar bilginin yayılması açısından tabiki değerli. Fakat gerçek etki, bilginin uygulamada neyi değiştirdiğiyle ölçülmeli.

Hangi sorun çözüldü?

Hangi yöntem benimsendi?

Kaç üreticiye ulaşıldı?

Üretim, maliyet, çevresel risk veya karar süreçlerinde nasıl bir değişim oluştu?

Sahaya aktarım yalnızca görünür olmak değil, bilginin sahada davranışa ve sonuca dönüşmesidir.

Yöneticilik (Administration)

Yöneticilik de bir devam yolu olabilir.

Ama bilimsel üretimden uzaklaşan herkesin “sığındığı güvenli liman” olmamalı.

Yöneticilik de ölçülebilir olmalı.

Bir yönetici birimi hangi durumda devraldı, hangi durumda bıraktı?

Araştırma kapasitesi arttı mı?

Yeni kaynaklar geliştirildi mi?

İşlem süreleri kısaldı mı?

Altyapı iyileşti mi?

Personelin çalışma koşulları kolaylaştı mı?

Yıllardır sürüncemede kalan kaç sorun çözüldü?

Yöneticiliğin ölçütü toplantı sayısı, görünürlük veya yapılan konuşmalar değil.

Yöneticiliğin ölçütü, başlangıç noktası ile bırakılan kurum arasındaki fark.

Yönetici, personelin hayatını zorlaştırmak için değil, işini kolaylaştırmak ve sorun çözmek için var.

Yönetmek, neden yapılamadığını tekrar tekrar anlatmak değil.

Nasıl yapılabileceğini kurgulamak.

Yöneticilik mazeretleri sıralama değil, mazeretleri azaltma ve sorunları çözme işi.

Diğer taraftan 60 yaşından sonraki yöneticilikte de süreli olmalı ve hiçbir makam emekliliği ertelemenin arka kapısına dönüşmemeli.

Beşinci Bir Yol Yok!

Araştırma yok.

Nitelikli eğitim yok.

Sahaya aktarım yok.

Ölçülebilir yöneticilik yok.

Ama kadro devam ediyor.

İşte bu olmamalı.

Tanımlı ve ölçülebilir bir akademik görev üstlenmeden devam etmek, akademik statü değil. Sessizce uzatılan bir alışkanlık.

Tecrübe elbette değerli. Ancak aktarılmayan tecrübe, “rafta açılmadan duran kitaba benzer”. İçinde bilgi vardır ama kimseye ulaşmaz.

Geçmiş başarı, bugünkü katkının yerine geçemez.

Unvan geçmişin takdiridir.

Kadro ise bugünün sorumluluğu.

Bilim Konfor Alanı Değil!

Bilim, bir kez girilip ömür boyu yer ayrılan dinlenme salonu değil.

Bilim rahatsız eder. Soruyu değiştirir. Yöntemi yeniler. Bazen yıllarca savunduğun fikri terk etmeye zorlar.

Yeniden öğrenmeni ister.

Yanılmanı ister.

Baştan başlamanı ister.

Bilim konfor alanı değildir.

Unvan eskimeyebilir. Ama bilgi eskir. Yöntem eskir. Ders eskir. Laboratuvar kültürü eskir.

İnsan kendisini yenilemiyorsa bir süre sonra bilimin içinde değil, “kendi geçmişinin” içinde yaşamaya başlar.

Bu nedenle kalmak isteyen kişiye kriter getirmek ceza değildir.

Bilimin doğasına uygun davranmaktır.

Hayat Bilimden İbaret Değil

Kanada’daki doktora hocamla konuşuyorduk.

Bana ertesi yıl emekli olacağını söyledi. Henüz 59 yaşındaydı.

Şaşırdım.

“Erken değil mi?” diye sordum.

“Hayat bilimden ibaret değil,” dedi.

Balık tutacağını, göl kenarındaki evinde zaman geçireceğini, ahşap işleri ve tahta oymacılığıyla uğraşacağını anlattı.

Bu söz beni düşündürdü.

Bilimsel olarak tükenmiş değildi. Üretkenliğini kaybetmemişti. Hatta tam tersine üretkenliği artmıştı. Kimse onu gitmeye de zorlamıyordu.

Sadece hayatını tek bir kimliğe teslim etmek istemiyordu.

Akademi insana sürekli devam etmeyi öğretiyor.

Yeni makale. Yeni proje. Yeni öğrenci. Yeni toplantı. Yeni son tarih.

Ama ne zaman duracağını pek öğretmiyor.

Oysa emeklilik bilimden küsmek değil.

Bazen hayat üzerindeki hakkını geri almak.

Bilim devam edebilir. Merak devam edebilir. Yazmak, düşünmek ve gençlere yol göstermek devam edebilir.

Ama hayatın içinde balık tutmak da var.

Göl kenarında sessizce oturmak da.

Bir tahta parçasına biçim vermek de.

Bilim ömür boyu olabilir. Ama insanın bütün ömrü yalnızca bilim olmak zorunda değildir.

Emeklilik Ekonomik Bir Kısıta Dönüşmemeli

Bir insana “Emekli ol” deyip onu geçinemeyeceği bir gelirle baş başa bırakamayız.

Emeklilik ciddi bir ekonomik kısıta dönüşürse, insanlar bilim üretmek istedikleri için değil, yaşam standartlarını koruyabilmek için üniversitede kalmak zorunda hissedebilir.

Bu durumda mesele akademik üretkenlikten çıkıyor, sosyal güvenlik meselesine dönüşüyor.

Ama çözüm, katkı sunmayan kişiyi yalnızca maaşa ihtiyacı olduğu için kadroda tutmak değil. Çözüm, emeklilik gelirinin makul bir yaşam standardını sürdürebilecek düzeyde olmasını sağlamak.

Kadro yenilenmesi sağlanırken, emekli olanların ciddi bir gelir kaybı yaşamaması da gözetilmeli. Ancak ekonomik kaygılar, tanımlı bir görev üstlenmeden kadroda kalmanın gerekçesine dönüşmemeli.

Güçlü bir emeritus sistemi kurulabilir. Emekli profesör kütüphaneye ve akademik veri tabanlarına erişebilir, seminer verebilir, projelerde görev alabilir, genç araştırmacılara mentorluk yapabilir.

Bağ devam eder.

Ama kadro, laboratuvar ve idari yetki otomatik olarak devam etmez.

Bırakın Sistem Kendini Yenilesin

Üniversite geçmişi korumalı.

Ama yalnızca geçmişi koruyarak yaşayamaz.

Üniversite herbaryum değil.

Meristem.

Canlı. Bölünüyor. Yenileniyor. Yeni sürgün veriyor. Ya da vermeli!

Bırakın alttan yeni insanlar gelsin.

Yeni sorular sorsunlar.

Yeni yöntemler denesinler.

Yeni laboratuvarlar kursunlar.

Yer açmak, kıdemli bilim insanlarını değersizleştirmek değil.

Kurumun geleceğini ciddiye almak.

Rejenerasyon, önceki kuşağı değersizleştirmek değil, yeni kuşakların da sisteme katılmasını sağlamak.

Ancak boşalan kadrolar gerçekten gençlere verilmeli. Bir profesör emekli olacak, kadro iptal edilecek ve yerine kimse alınmayacaksa sistem yenilenmiyor.

Yalnızca küçülüyor.

Uzun lafın kısası akademik yenilenme, birilerinin gitmesiyle değil, yenilerin gerçekten gelebilmesiyle olur.

Son Söz

Bu yazıyı kıdemli akademisyenlere karşı yazmadım.

Gençlerle kıdemlileri karşı karşıya getirmek için de yazmadım.

Savunduğum ilke basit:

Altmış yaşından sonra otomatik devam sona ersin.

Kalmak isteyen kişi araştırma, eğitim, sahaya aktarım veya süreli yöneticilik yollarından birini seçsin. Her yolun kriteri ayrı olsun. Değerlendirme bağımsız yapılsın. Görev süreli olsun. Sonuç ölçülsün.

Koşulları karşılayan devam etsin.

Karşılamayan emekli olsun.

65 yaş ise olağan emeklilik yaşı hâline gelsin.

Emeklilik ise yoksullaşma, unutulma veya bilimden kovulma anlamına gelmesin.

Çünkü bilim insanı ömür boyu bilim insanı olabilir.

Bunun için ömür boyu aynı kadroda oturması gerekmez.

Bırakın alttan yeniler gelsin.

Bırakın sistem kendisini yenilesin.

Bilim ömür boyu olabilir.
Merak da.
Üretmek de.

Ama kadro?

Kadro ömür boyu değil.

Sonra ne var?

Belki bir projede mentorluk.
Belki gençlere yol göstermek.

Belki de biraz balık tutmak.