İnsan bazen peş peşe iki insanı değil, kendi hayatının iki ayrı dönemini kaybediyor.
Birinin ardından yolun başındaki gençliğiniz kalıyor. Diğerinin ardından, yıllar sonra bulduğunuz dostluk…
Cedric Gillott, doktora yolculuğumun kapısını açan hocamdı. Laura Palanker Musselman ise kariyerimin son on yılına yetişen, geç bulduğum ama çok yakın yürüdüğüm bir arkadaştı.
Şimdi ikisine birden veda ediyorum.
Cedric: Karların İçinden Açılan Kapı
Kasım 2005.
Saskatoon.
Hava çok soğu. Yerde ince bir kar var. University of Saskatchewan’ın W.P. Thompson Biyoloji Binası’na ürkek adımlarla girdim. Yabancı bir ülke, bilmediğim koridorlar ve önümde nasıl ilerleyeceğini henüz kestiremediğim uzun bir doktora yolculuğu…
Koridorda üzerinde Cedric Gillott yazan kapıyı buldum.
Çaldım.
O kapı açıldığında yalnızca doktora eş danışmanımla tanışmadım. Beni daha ilk dakikadan yabancılık duygusunun içinden çekip alan, babacan bir insanla karşılaştım.
Beni yemeğe çıkardı. Kampüsü ve binayı gezdirdi.
“Bugün yemeği ben ısmarlayacağım,” dedi.
O ilk yemekte bilimden konuştuk. Hayattan konuştuk. Bir de futboldan…
Sonradan öğrendim ki futbol onun için bir sohbet konusu ya da hafta sonu eğlencesi değildi. Cedric, Saskatchewan’daki futbol tarihinin de önemli isimlerinden biriydi. Futbol oynamış, takım kaptanlığı yapmış, University of Saskatchewan Huskies erkek futbol takımını çalıştırmış, gençler yetiştirmişti. Yıllar sonra, 2011’de Saskatoon Sports Hall of Fame’e alınacaktı.
Demek ki ilk gün futbol konuşmamız rastlantı değildi. Ben onun hayatındaki iki büyük tutkudan biriyle, bilimle tanışmaya gelmiştim; o beni diğeriyle, futbolla karşılamıştı.
Cedric’in hikâyesi Sheffield’da başlamıştı. Nottingham Üniversitesinde zooloji eğitimi almış, doktorasını 1965’te tamamladıktan sonra aynı yıl University of Saskatchewan Biyoloji Bölümüne katılmıştı. Yüzü aşkın bilimsel çalışma yayımlamış; ilk baskısı 1980’de, üçüncü baskısı ise benim onunla tanıştığım yıl olan 2005’te çıkan Entomology kitabıyla kuşaklar boyunca binlerce öğrencinin böceklerle tanışmasına aracılık etmişti.
Bana imzaladığı o kitabın ilk sayfasında hâlâ şu sözler duruyor:
“Best wishes, Umut.”
Bazen birkaç kelime, yıllar sonra bambaşka bir ağırlık kazanıyor.
Cedric, entomoloji ve böcek fizyolojisinin kurucu ismi kabul edilen Sir Vincent B. Wigglesworth’ün yetiştirdiği öğrencilerden biriydi. Ben Cedric’i her zaman Wigglesworth’ün açtığı entomoloji ekolünün yaşayan taşıyıcılarından biri olarak gördüm. Çünkü Karşımda yalnızca önemli bir entomolog değil, ve de böcek fizyolojisinin tarihini değiştiren bir bilim insanının bilgi ve terbiyesini doğrudan devralmış bir hoca vardı.
Ben de Cedric’in son doktora öğrencisi oldum.
Bilimde de bir soy vardır. Kanla değil; bilgiyle, emekle ve tavırla devam eden bir soy… Bir soruya nasıl yaklaştığınız, bilginizi nasıl paylaştığınız, genç bir bilim insanını kapınızda nasıl karşıladığınız kuşaktan kuşağa geçer.
Wigglesworth’ten Cedric’e…
Cedric’ten bana…
Benden öğrencilerime…
Yüzyıla yaklaşan, görünmeyen ama kopmayan bir bilim zinciri.
Bugün öğrencilerime aktarmaya çalıştığım bazı değerleri Cedric, Wigglesworth’ten öğrenmişti. Ben de Cedric’ten öğrendim. Belki öğrencilerim de bir gün bunları kendi öğrencilerine aktaracak.
Gerçek akademik miras bu bence. Yalnızca yayımlanan çalışmalar değil; bir bilim insanından diğerine geçen düşünme biçimi, bilim ahlakı ve insanlık…
Cedric Gillott’un öğrencisi olmaktan her zaman onur duydum. Ondan öğrendiklerimin hepsi kitaplarda yazmıyordu. Bazılarını hiç anlatmadı bile. Bir insana nasıl davrandığını gördüm ve öğrendim. Bilginin büyüklüğünün, insanın karşısındakini küçültmesini gerektirmediğini onda gördüm.
Bilimsel çalışmalarının dışında da dopdolu bir hayat yaşamıştı. Futbol, bahçe, arılar, kuşlar, Labradorlar, yüzme… Grasswood’daki evlerinde eşi Anne ile 57 yıl süren bir hayat kurmuştu. Bilim insanıydı, öğretmendi, antrenördü, eşti, babaydı, dedeydi.
Mayıs 2026’da Cedric’i son kez gördüm.
Bunun son görüşmemiz olduğunu bilmiyordum.
İnsan hangi buluşmanın son olduğunu nereden bilebilir?
İyi görünmüyordu. İçimde adını koyamadığım bir kaygı vardı. Ayrılmadan önce kısa bir video çekmek istedim. Belki bir şey hissetmiştim. Belki de yalnızca sesini ve hareketlerini yanımda götürmek istemiştim.
O video bende kalacak.
Fakat o gün çektiğimiz fotoğrafı siz de görün. Çünkü bazen bir hocayla öğrencisinin yirmi bir yıla yayılan hikâyesi tek bir kareye sığar. Yan yana duran iki insan görürsünüz; fakat o fotoğrafın içinde ilk karşılaşma, bir öğle yemeği, uzun sohbetler, bilim, futbol ve yılların biriktirdiği vefa vardır.
Cedric, 12 Eylül 2026’da 86 yaşında hayata veda etti. Geride 62 yıllık hayat arkadaşı Anne’i; çocukları Stewart, Carol ve Neil’i, torunlarını, öğrencilerini ve dokunduğu sayısız insanı bıraktı.
Yolun başında omzumda elini hissettiğim hocam artık yok. Teşekkürümü bir kez daha yüzüne söyleyemeyeceğim. Fakat ondan öğrendiklerimi yaşatarak ve onu anlatarak borcumu biraz olsun ödeyebilirim.
Laura: Geç Gelen, Erken Biten Dostluk
Laura ile dostluğumuz geç başladı.
Vedası ise çok erken geldi.
Kariyerimin son on yılına yetişen bu arkadaşlık, 2019’da St. Louis’de birlikte düzenlediğimiz “From Fat to Fact: Recent Insights on Insect Lipid Metabolism” sempozyumuyla güçlendi. Dünyanın farklı ülkelerinden 14 bilim insanını aynı çatı altında topladık. Bir fikir kurduk. O fikre inandık. Birlikte büyüttük.
Sempozyum tek bir toplantı olarak kalmadı. Haziran 2021’de alanın en baba dergilerinden Insect Biochemistry and Molecular Biology dergisinin 133. cildinde aynı adı taşıyan özel sayının konuk editörlüğünü birlikte yaptık. Ortak bir editoryal yazdık. Bir editoryal bile bu kadar atıf alır mı! Ama oldu. Duygular vardı satırlar arasında.
Sonra pandemi başladı.
Dünyanın kapıları kapanırken biz yeni bir kitabın sayfalarını açıyorduk.
Bir gün Laura’ya:
“Hadi bu kitabı hazırlayalım,” dedim.
Hiç düşünmedi.
“Olur,” dedi.
Sonrası yüzlerce Zoom görüşmesi, gece yarılarına uzanan konuşmalar, binlerce e-posta, bölüm davetleri, düzeltmeler, yeniden düzeltmeler ve sayfalar dolusu ortak emekti. Yıllarımızı verdik dersem abartmış olmam, neredeyse 4 yıl sürdü o kitabın yazımı.
Bir kitap yalnızca bölümlerin bir araya gelmesiyle oluşmuyor. İki insanın birbirine duyduğu güven, gösterdiği sabır, aynı düşüncenin peşinden yıllarca yürümeyi göze alması da o kitabın görünmeyen sayfalarını oluşturuyor.
Laura ile o görünmeyen sayfaları birlikte yazdık.
Sonunda, Springer tarafından yayımlanan Insect Lipid Metabolism elime ulaştı. Kapakta isimlerimiz yan yana duruyordu:
Umut Toprak
Laura Musselman
Editors
O an çok mutlu olmuştum. Fakat insan bazı anların gerçek anlamını ancak daha sonra kavrıyor. O kapağın bir gün yalnızca ortak bilimsel başarımızı değil, Laura’yla dostluğumun en somut hatırasını da taşıyacağını bilmiyordum.
O amansız hastalığa yakalandığını söylediğinde ona:
“Bunu atlatacaksın,” dedim.
Buna gerçekten inanmak istedim. Onun da inanmasını istedim. Bir süre her şey iyiye gidiyor gibiydi. Sonra hastalık ilerledi. Tedavilerden beklenen yanıt gelmedi.
Son konuşmamızda bana:
“Artık umudum kalmadı, Umut. Hayatımın son günlerini yaşıyorum,” dedi.
“Hayır,” dedim. “Öyle olmayacak.”
Bunu bildiğim için değil, inanmak zorunda olduğum için söyledim.
Hayatımda bir cümlenin yanlış çıkmasını hiç bu kadar istememiştim.
Çok yanılmak istedim.
Yanıldım.
Laura’nın vefatı nın resmî doğrulaması, Binghamton University Faculty Senate’ın 16 Eylül 2026 tarihli gündeminde birkaç kelimelik bir satır olarak karşıma çıktı:
“Prof. Laura Palanker Musselman, Biological Sciences.”
Bir insanın hayatı bazen resmî bir belgede tek satıra sığıyor.
Oysa o satırın arkasında 50 yıllık bir ömür vardı. Çok genç kaybettik. Ama ne çok şey sığdırmış. Öğrenciler, araştırmalar, fikirler, makaleler, gecenin bir yarısında yapılan konuşmalar… Sonra o pandemi döneminde paylaştığımız kaygılar, gülüşler ve tamamlanması için yıllarca emek verilen kitabımız…
Bizim dostluğumuz geç başladı ve kısa sürdü. Fakat arkasında bir sempozyum, bir özel sayı, ortak yayınlar, binlerce mesaj ve bir koca kitap bıraktı.
Artık Insect Lipid Metabolism’ı her elime aldığımda yalnızca böceklerin lipit metabolizmasını görmeyeceğim. Laura’nın sesini, emeğini, sabrını ve gece yarısı konuşmalarımızı da hatırlayacağım.
Bazı insanlar gittikten sonra sessizleşmez.
Yazdıkları her sayfada yeniden konuşurlar.
Geriye Kalan
Cedric ve Laura, hayatımın iki farklı dönemine dokundu.
Biri yolun başında kapıyı açtı.
Diğeri yolun ilerleyen kısmında yanıma geldi.
Biri bana bilimin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gösterdi.
Diğeri ortak bir düşüncenin emekle nasıl kalıcı bir esere dönüşebileceğini…
Biri ilk karşılaşmamızda bana yemek ısmarladı.
Diğeri “Hadi bir kitap hazırlayalım,” dediğimde tereddütsüz “Olur,” dedi.
Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.
Değildir.
Çünkü dünya bugün acımasız insanların gürültüsüyle dolu. Onlar daha çok bağırıyor, daha görünür oluyor ve daha güçlü olduklarını sanıyorlar.
Ama dünya onların sayesinde dönmüyor.
Dünya, kapısına gelen ürkek bir öğrenciyi içeri buyur edenler sayesinde dönüyor.
Bilgisini saklamayanlar sayesinde.
Genç bir insana güven verenler sayesinde.
Bir arkadaşının yükünü kendi yükü gibi omuzlayanlar sayesinde.
İyiliğini gösteriye dönüştürmeden yapanlar sayesinde.
Dünya hâlâ iyiler sayesinde dönüyor.
Belki de iyi insanlara veda etmek bu yüzden bu kadar zor. Çünkü onlar gittiğinde yalnızca bir insan eksilmiyor. Dünyanın hâlâ iyi bir yer olabileceğine dair dayanaklarımızdan biri de eksiliyor.
Bir gün hepimiz gideceğiz.
Unvanlarımız bizden önce düşecek.
İsimlerimizin önündeki sıfatlar silinecek.
Odalarımızın kapılarındaki tabelalar değişecek.
Geriye yaptığımız eserler kalacak.
Bir de insanlara yaptığımız iyilikler…
Eserler adımızı kayda geçirir. İyiliklerimiz ise başka insanların hayatına karışır.
Biri kütüphanelerde yaşar.
Diğeri insanların kalbinde.
Belki gerçek ölümsüzlük budur.
Cedric…
Laura…
İsimlerinizi bilimin içine yazdınız.
İyiliğinizi de bize bıraktınız.
İyi ki sizleri tanıdım.
İyi ki yollarımız kesişti.
Mekânınız cennet olsun.
Sizleri özleyeceğim.
Umut Toprak




