7 günde profesör ol. 10 günde astronot.

Blog

7 günde profesör ol. 10 günde astronot.

Umut Toprak
utoprak@agri.ankara.edu.tr


Malum…

Pozitif ol.
Girişimci ol.
Mutlu ol.
Kendinin en iyi versiyonu ol.

Son dönemde en hızlı büyüyen sektör:
iyi hissettiren ama hiçbir şey üretmeyen cümleler.

Daha yeni paketler de geldi:

“İste, başar.”
“7 günde zengin ol.”
“Başarının sırrı sende.”

Bir tür zihinsel fast-food.

Hızlı, parlak, doyurucu gibi görünen…
ama besin değeri tartışmalı.


Problem nerede?

Bu anlatıların ortak bir vaadi var:

Çaba ile sonuç arasında hızlı, doğrudan ve garantili bir ilişki.

Ama bilim bize başka bir şey söylüyor:

Bu ilişki ne hızlıdır,
ne doğrudandır,
ne de garanti.

Çünkü çoğu zaman böyle bir ilişki yoktur.
Ve yokluğu, plasebo ile kapatılır.


Plasebonun modern hali

Plasebo aslında basit bir şeydir:

Ortada etken madde yoktur…
ama etki vardır.

İnsan inanır, iyi hisseder.

Bugün bu etki, laboratuvardan çıkıp
kişisel gelişim ve girişimcilik dünyasına taşındı.

“İnanırsan olur.”

Bilimsel karşılığı ise şudur:

İnanırsan iyi hissedersin.
Ama bu, gerçeğin değiştiği anlamına gelmez.


Başarı bir süreçtir, slogan değil

Bilimde 100 deney yapılır:

• 60’ı çalışmaz
• 30’u kısmen çalışır
• 9’u umut verir
• 1’i gerçekten işe yarar

Ve biz o 1’i konuşuruz.

Ama o 1,
diğer 99’un omuzlarında durur.


“İste ve başar” kültürü ne yapar?

O 99’u siler.
Sadece sonucu gösterir.

Ve herkese şunu fısıldar:

“Sen de yapabilirsin.”

Teorik olarak doğru.
Ama eksik.

Çünkü şu kısmı söylenmez:

Herkes deneyecek.
Ama çok azı başaracak.


Herkes her şey olamaz

Bugün en büyük plasebo bu:

“İstersen her şey olabilirsin.”

Astronot da ol.
Profesör de ol.
CEO da ol.

Kulağa güzel geliyor.

Ama gerçek şu:

Her şey olamazsın.

Bu bir motivasyon sorunu değil.
Bu bir gerçeklik meselesi.

Doğada da böyle:

Her tohum ağaç olmaz.
Her fikir doğru çıkmaz.
Her proje ürüne dönüşmez.

Ve dönüşmemelidir de.

Gerçek dünya, motivasyon konuşmalarına göre değil, sonuçlara göre çalışır.


Sorun başarısızlık değil

Bilimde başarısızlık problem değildir.

Asıl problem şudur:

Başarısızlığı başarı gibi göstermek.

İşte burada plasebo devreye girer:

• Küçük ilerleme → büyük başarı
• Zayıf veri → çığır açıcı sonuç
• Ortalama çıktı → yüksek etki

Ve herkes iyi hisseder.

Ama bilim ilerlemez.


“Hiçbir şey çıkmadı” diye bir şey yoktur

Bir projeden:

• Ürün çıkmayabilir
• Patent olmayabilir
• Veri negatif olabilir

Ama bu değersizlik değildir.

Tam tersine:

Neyin çalışmadığını bilmek,
neyin çalışacağını bulmanın zorunlu basamağıdır.

100 başarısız deneme olmadan
o 1 gerçek başarı gelmez.


Plasebo neden bu kadar çekici?

Çünkü:

• Plasebo hızlıdır
• Gerçek başarı yavaştır

• Plasebo konforludur
• Gerçek başarı rahatsız eder

• Plasebo herkese hitap eder
• Gerçek başarı seçicidir


Son söz

Plasebo kötü değildir.

Ama onunla yetinmek…

insanı ilerletmez, sadece iyi hissettirir.

Bilim ise şunu söyler:

İste.
Çalış.
Yanıl.
Tekrar dene.

Ve belki başarırsın.


O “belki”…

Bilimin en dürüst kelimesidir.