P H D: Üç Harf, Bir Yanılgı
Umut Toprak
PhD.
Philosophiae Doctor.
Felsefe Doktoru.
Felsefe ne?
Bilmek değil.
Şüphe etmek.
Bu unvan nereden çıktı?
- yüzyılın başı. Berlin.
Bir üniversite kuruluyor: Humboldt University.
Ve arkasında bir isim: Wilhelm von Humboldt.
Enteresan bir adam. Ezber bozanlardan.
Şunu söylüyor:
“Üniversite bilgi aktaran yer değildir.
Bilgi üreten, sorgulayan bir yapıdır.”
Ve ilk kez şu fikir ortaya çıkıyor:
Bilim insanı yetiştirilir.
Ama bu bir eğitim değil, bir dönüşümdür.
İşte PhD buradan doğuyor.
PhD’nin “Philosophy” olması tesadüf değil.
Çünkü o dönemde fizik de, biyoloji de, kimya da
“doğa felsefesi”nin bir parçasıydı.
Yani PhD demek:
Bir alanın ustası olmak değil,
bir düşünme biçimi kazanmak demek.
Ve bu model Almanya’dan İngiltere’ye,
oradan Amerika’ya,
sonra tüm dünyaya yayılıyor.
Bugün kullandığımız doktora sistemi…
Humboldt’un zihninin ürünü.
Ve şimdi asıl meseleye gelelim
PhD demek:
“Biliyorum” demek değildir.
“Yanılıyor olabilirim” diyebilmektir.
PhD demek:
“Her şeyi anladım” demek değildir.
“Neyi anlamadığımı biliyorum” diyebilmektir.
PhD demek:
“Haklıyım” demek değildir.
“Veri ne diyorsa onu kabul ederim” diyebilmektir.
PhD demek:
“Eleştirilmem” demek değildir.
“Eleştiri beni geliştirir” diyebilmektir.
PhD demek:
“Kontrol ediyorum” demek değildir.
“Belirsizlikle yaşayabiliyorum” diyebilmektir.
PhD demek:
“Her şeyi tek başıma yaptım” demek değildir.
“Kimden ne öğrendiğimi biliyorum” diyebilmektir.
PhD demek:
“Konuşurum” demek değildir.
“Ne zaman susacağımı bilirim” diyebilmektir.
PhD demek:
“Başardım ve bitti” demek değildir.
“Asıl şimdi başlıyor” diyebilmektir.
PhD demek:
“Ben oldum” demek değildir.
“Hâlâ yoldayım” diyebilmektir.
Kanada’da öğrendiğim bir şey
Bir gün Kanada’da doktora yaparken bir şey dikkatimi çekti.
Bir hocanın kapısında sadece “Professor” yazıyordu.
Yan odada “Professor Dr.”
Sordum.
Dediler ki:
“O doktora yapmadı.”
Bir an durdum.
“Nasıl yani?” dedim.
“Profesör ama doktor değil mi?”
Cevap çok netti:
“İkisi farklı şey.”
İşte o gün anladım:
Unvan ile zihin aynı şey değil.
Profesörlük bir koltuktur.
PhD bir omurgadır.
Koltuk verilir.
Omurga inşa edilir.
Bazıları koltuğa oturur.
Bazıları omurga taşır.
PhD ne değildir?
PhD tez değildir.
Makale değildir.
Diploma hiç değildir.
Laboratuvarda harikalar yaratabilirsin.
Ama bu seni PhD yapmaz.
Bunu iyi bir teknisyen de yapar.
PhD başka bir şeydir
İletişim kurabilmek.
Fikrini savunabilmek.
Sorumluluk alabilmek.
Geri çekilmeyi bilmek.
Büyüdükçe küçülmek.
Dedikodu yapmamak.
Gerçeği kendine göre eğip bükmemek.
PhD:
Bilgi değil… davranıştır.
Bir sınav değil, bir eşiği geçmek
Bazı sistemlerde bir sınav vardır: comprehensive exam.
Kimse sana “Ne yaptın?” diye sormaz.
Şunu sorar:
“Sen artık kim oldun?”
Labda kriz çıkarsa?
Grant reddedilirse?
Ekip dağılırsa?
Bilmiyorsan öğrenirsin.
Ama yönetemiyorsan…
PhD değilsin.
Akademinin bugünkü sorunu
Akademi makale değildir.
Akademi insan yönetimidir.
Bugünün üniversite sistemi CV üretir.
Ama karaktere dokunamaz.
Yayın var.
H-index var.
Bilgi arttı.
İnsan var.
Ama insanlık yok.
Kök mü, meyve mi?
Bilim dediğin şey:
Usta–çırak ilişkisidir.
Hafızadır.
Aktarımdır.
Kök olmaktır.
Ama bugün herkes meyve peşinde.
Kimse kök olmak istemiyor.
Nasıl olsa meyve görünüyor.
Kök görünmüyor.
Ama ağacı kök taşır.
Kök yoksa…
Ağaç devrilir.
İstersen yüz makale yaz.
Bugün akademide en büyük problem
Görünürlük > üretim
Profil var.
Unvan var.
Network var.
Ama derinlik yok.
Frontal korteks iyi.
Limbik sistem zayıf.
Eksik olan ne?
Sevgi.
Saygı.
İyilik.
Ve en acısı:
Vefa.
Kimse sormuyor:
“Vefa indeksin kaç?”
Ama bilim oradan başlar.
Çünkü vefa yoksa:
Ekol yok.
Güven yok.
Gelecek yok.
Bugün insanlar yer değiştiriyor.
Ama kök salamıyor.
Sonuç:
Her yerde varlar.
Hiçbir yere ait değiller.
Bilimsel göçebeler.
Peki çözüm ne?
Net. Somut konuşalım.
Emeklilik yaşı düşürülmeli.
Yer açılmalı.
Alttan genç insan gelmeli.
Herkes profesör olmamalı.
Doçent olarak emekli olan olmalı.
Master’a kabul zor olmalı.
Doktora’ya kabul çok zor olmalı.
PhD herkesin hakkı değil.
Herkesin kaldırabileceği bir yük de değil.
Ücret unvana değil, üretime bağlanmalı.
Emeklilik maaşı insanı cezalandırmamalı.
Ama koltuğa mahkûm da etmemeli.
Çünkü insanlar sadece parayı değil,
koltuğu da bırakmak istemiyor.
Profesörlükte süresiz dokunulmazlık olmamalı.
Üretmeyen sistem dışına çıkmalı.
Çünkü akademi sosyal güvenlik kurumu değil.
Bilim konfor alanı değil.
Ve en önemlisi: ETİK
PhD’nin ne olduğu daha lisans düzeyinde çok iyi anlatılmalı.
Bu kadar zamandır konuştuğumuz o değerleri
sistemin merkezine koymadan hiçbir şey değişmez.
Sevgi.
Saygı.
Vefa.
Sorumluluk.
Etik.
Bunlar “ekstra” değil,
sistemin kendisi olmalı.
Çünkü mesele kural koymak değil,
değer üzerine kurulu bir sistem inşa etmektir.
Son söz
PhD…
Bilmek değildir.
İnsan kalabilmektir.
Ve en sade hâliyle:
PhD, cevapların değil… soruların insanı olmaktır.




