Akademide en zor iş birliği neden bazen aynı bölümdekiyle olur?
Geçtiğimiz günlerde bir akademisyen arkadaşım aradı.
Her zamanki gibi bilimden, üniversitelerden, öğrencilerden ve akademiden konuşuyorduk.
Sohbet sırasında bir cümle kurdu.
Kısa bir cümleydi.
Ama günlerce aklımda kaldı.
“Fark ettin mi? İnsan bazen dünyanın öbür ucundaki bilim insanıyla daha rahat çalışıyor da aynı bölümdeki insanla çalışmak daha zor oluyor.”
O an üzerinde çok durmadım.
Ama sonra düşünmeye başladım.
Son yıllarda farklı üniversitelerden meslektaşlarla yaptığım sohbetleri.
Kongrelerdeki kulis konuşmalarını.
Yıllardır şahit olduğum bazı olayları.
Ve fark ettim ki arkadaşımın söylediği şey hiç de nadir değildi.
Aksine.
Sanılandan çok daha yaygındı.
Üstelik mesele belirli bir üniversiteye de özgü görünmüyordu.
Harvard’da da var.
Oxford’da da.
Türkiye’nin herhangi bir üniversitesinde de.
Çünkü mesele bina ya da tabela değil.
İnsan.
Ama ilginç olan şu.
Dünyanın başka bir ucundaki araştırmacıyla son derece verimli iş birlikleri kurabilen insanlar, bazen aynı bölümdeki, aynı kattaki, hatta aynı koridordaki meslektaşlarıyla çok daha zor ilişkiler kurabiliyor.
Bu durumun karşıma bu kadar sık çıkması ister istemez beni düşündürdü.
Neden?
Neden aynı bilimsel dili konuşan, benzer eğitimlerden geçmiş, aynı kurumsal amaçlara hizmet eden insanlar arasında en zor ilişkiler bazen yine aynı bölüm içinde ortaya çıkıyor?
Ve neden akademideki en karmaşık rekabetler binlerce kilometre ötedeki rakiplerle değil; aynı öğrenci havuzunu, aynı laboratuvarı, aynı kurulları ve aynı koridoru paylaşan insanlar arasında yaşanıyor?
Sorun Bilim mi, İnsan mı?
Belki de mesele bilim değil.
En azından sadece bilim değil.
Çünkü aynı bölüm içindeki ilişkiler çoğu zaman bilimsel görünür.
Ama özünde psikolojiktir.
Aynı öğrenciler.
Aynı laboratuvarlar.
Aynı cihazlar.
Aynı görünürlük alanı.
Aynı kadrolar.
Aynı yükselme sistemi.
Aynı kurullar.
Ve bazen aynı bilimsel niş.
Biyolojide “competitive exclusion” diye bir kavram vardır.
Benzer kaynakları kullanan iki tür aynı nişte uzun süre sorunsuz yaşayamaz.
Akademide de bazen buna çok benzeyen durumlar ortaya çıkıyor.
Özellikle de aynı bölüm içinde.
Çünkü aynı bölümde çalışan iki akademisyen sadece bilim üretmez.
Aynı zamanda görünürlük paylaşır.
Öğrenci paylaşır.
Kaynak paylaşır.
Ve bazen sessiz bir rekabet de paylaşır.
Stay in Your Lane
Aslında bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil.
Dünyanın her yerinde görülebilir.
Ama güçlü araştırma kültürlerinde daha az görülür.
Ya da ortaya çıktığında daha iyi yönetilir.
Çünkü görünmeyen bazı kurallar var.
Uzmanlığa saygı bunların başında geliyor.
Hatta bunu anlatan kısa bir ifade de var:
“Stay in your lane.”
Yani kendi şeridini bil.
Bu bazen yanlış anlaşılıyor.
Sanki başka konu çalışamazsın demekmiş gibi.
Hayır.
Bilim böyle işlemiyor.
İnsan öğrenir.
Gelişir.
Alan değiştirir.
Yeni sorular sorar.
Ama güçlü araştırma kültürlerinde başka bir gerçek daha vardır.
Yeni bir akademisyen çoğu zaman var olanı tekrar etmek için değil;
olmayanı tamamlamak için alınır.
Çünkü iyi bölümler uzmanlıkların üst üste yığıldığı yerler değil;
birbirini tamamladığı yerlerdir.
İşe alım yapılırken de çoğu zaman şu soru sorulur:
“Bu kişi hangi boşluğu dolduracak?”
Yeni bir yöntem mi getirecek?
Yeni bir araştırma hattı mı kuracak?
Bölümde olmayan bir uzmanlığı mı kazandıracak?
Amaç aynı işi yapan insan sayısını artırmak değil;
uzmanlık haritasını genişletmektir.
Belki de bu yüzden bazı akademisyenler zamanla neden alındıklarını unutuyor.
Hangi ihtiyacı karşılamak için geldiklerini.
Hangi boşluğu doldurmak için seçildiklerini.
Ve tam da burada sınırlar bulanıklaşmaya başlıyor.
Sonra her alan herkesin alanı oluyor.
Her konu herkesin konusu oluyor.
Her uzmanlık herkesin uzmanlığı oluyor.
Ve sınırların olmadığı yerde ortaya çıkan şey çoğu zaman özgürlük değil.
Karmaşa oluyor.
Topic Poaching
Akademik özgürlük = uzmanlığa saygısızlık değildir.
Bir akademisyen yıllardır belirli bir konuda çalışıyorsa, aynı bölümdeki başka bir akademisyenin ertesi gün çıkıp aynı soruları sormaya, aynı yaklaşımı benimsemeye ve aynı bilimsel hattı sahiplenmeye başlaması çoğu zaman iyi karşılanmaz.
Çünkü mesele sadece etik te değildir.
Biraz da güven meselesidir.
İnsanlar sessizce şu soruyu sorar:
“Bu kişi gerçekten yeni bir katkı mı getiriyor?”
Yoksa başkasının yıllardır emek verdiği bir alana mı yerleşiyor?”
Bazı yerlerde bunun gayriresmî bir adı bile vardır.
Topic poaching.
Yani bilimsel alan avcılığı.
Ve bu etiket sanıldığından çok daha hızlı yapışır.
Çünkü iyi akademisyen her konuya yayılan kişi değildir.
Nerede derinleşeceğini bilen kişidir.
Nerede iş birliği yapacağını bilen kişidir.
Ve en önemlisi, uzmanlığın görünmez emeğine saygı duyan kişidir.
Akademinin Makas Atanları
Akademinin bir de makas atanları vardır.
Sürekli şerit değiştirirler.
Bir konu.
Sonra başka bir konu.
Sonra bir yenisi.
Dışarıdan bakınca herkesi geçiyormuş gibi görünürler.
Ama hareket ile ilerleme aynı şey değildir.
Trafikte nasıl sürekli makas atmak iyi sürücülük göstergesi değilse, akademide de sürekli konu değiştirmek bilimsel derinliğin göstergesi değildir.
Bazen sadece yönsüzlüktür.
Bazen de her alanın kendi uzmanlığını gerektirdiğini unutmanın başka bir biçimi.
Çünkü akademik özgürlük her şeyi çalışabilme hakkıdır.
Her şeyi aynı derinlikte bildiğini varsayma hakkı değildir.
Şerit Değiştirirken Sinyal Vermeyenler
Yeni bir alana girmek elbette mümkündür.
Hatta çoğu zaman gereklidir.
Sorun insanların yeni alanlara yönelmesi değil, bunu nasıl yaptığıdır.
Bazı insanlar yeni bir konuya girerken konuşur.
Fikir alır.
İş birliği arar.
O alanda yıllardır çalışan insanlara danışır.
Bazıları ise sessiz ilerler.
İşte güven çoğu zaman tam burada aşınmaya başlar.
Çünkü akademide bazı kapılar anahtarla değil;
iletişimle açılır.
Yakınlaşıp Öğrenen, Sonra Mesafe Koyanlar
Aynı bölüm içinde en karmaşık ilişkilerden biri de budur.
Çünkü bilim doğal olarak bir aktarım işidir.
İnsanlar birbirinden öğrenir.
Bir laboratuvara girer.
Bir yöntemi orada görür.
Bir konuya orada ilgi duyar.
Bir ağın içine orada girer.
Bu son derece doğaldır.
Hatta sağlıklı akademinin temelidir.
Sorun bağımsızlaşmak değildir.
İyi bir hocanın amacı zaten kendi ayakları üzerinde duran insanlar yetiştirmektir.
Sorun bazen bağımsızlaşmanın biçiminde ortaya çıkar.
Özellikle de bir dönem yakın çalışılmış, birlikte öğrenilmiş ve birlikte üretilmiş bir bilimsel hattın ardından görünmez duvarlar örülmeye başladığında.
Çünkü akademik olgunluk sadece bağımsız olmak değildir.
İnsanın hangi omuzlardan yükseldiğini unutmamasıdır.
Gerçek özgüven çoğu zaman köprü yakmaktan değil;
köprüleri koruyarak kendi yolunu açabilmekten doğar.
Rekabetin Bilimle İlgili Olmadığı Zamanlar
İşin ilginç tarafı bölüm içi ilişkilerde, bazen de mesele aynı konu bile değildir.
Hatta bazen ortak proje bile yoktur.
Ama görünmez bir gerilim yine de vardır.
Çünkü akademide rekabet her zaman bilimsel değildir.
Bazen statüdür.
Bazen tarihtir.
Bazen tamamen psikolojidir.
Aynı kadroya başvurmuşsunuzdur.
Biriniz daha erken atanmıştır.
Diğeriniz daha geç.
Aradan yıllar geçmiştir.
Ama bazı görünmez hesaplar zihinlerde kapanmamıştır.
İnsan bazen şunu hisseder:
Sorun yaptığınız şey değil.
Varlığınızdır.
Bir makale çıkarmanızdır.
Bir proje almanızdır.
Bir görünürlük kazanmanızdır.
Ve bazen mesele bilimsel rekabet değil, sessiz bir kıyaslamadır:
“Ben olmadım, o neden oldu?”
Ya da daha serti:
“O da olacaktı ama bu kadar da erken olmasaydı.”
Bazıları İçin Zaman Durur
Bir de akademinin görünmez antropolojisinde bölümlerde sık rastlanan başka bir karakter tipi daha vardır.
Kendisini büyümeye devam eden ama etrafındaki herkesi hâlâ eski konumunda görenler.
Dünün araştırma görevlisini hâlâ araştırma görevlisi sananlar.
Oysa akademide zaman sessiz çalışır.
Bir bakarsınız dün öğrenciniz olan insan profesör olmuştur.
Ve ilişki artık hoca-öğrenci ilişkisi değil;
meslektaş ilişkisine dönüşmüştür.
Yönetimsel İşler
Bir de işin yönetim boyutu vardır.
Ve çoğu zaman bölüm içindeki kırılganlıklar burada daha da sertleşir.
Çünkü mesele yalnızca bilim değildir.
Ders dağılımları.
Laboratuvar alanları.
Araştırma görevlileri.
Kadrolar.
Jüriler.
Komisyonlar.
İdari görevler.
İmza süreçleri.
Bazen boşalan büyük bir odanın kime verildiği bile görünenden daha büyük anlamlar taşır.
Biraz kıdem gerilimi.
Biraz ego.
Biraz geçmiş hesaplar.
Biraz da yönetimsel baskı.
Hepsi bir araya geldiğinde küçük sürtünmeler bazen büyük çatışmalara dönüşebilir.
Ve bazı bölümlerde insanlar bilim konuşmaktan çok pozisyon yönetmeye enerji harcamaya başlar.
Peki Çözüm Ne?
Burada önemli bir kültürel ayrım yapmak gerekiyor.
Çünkü mesele yalnızca eski akademi ile yeni akademi arasındaki fark değil.
Türkiye’de hocaya, kıdeme ve büyüğe saygı önemlidir.
Ve bunun tamamen yanlış olduğunu söylemek de kolaycı olur.
Bilim yalnızca makale ve projeden oluşmaz.
Aynı zamanda bir gelenek aktarımıdır.
Bir laboratuvar kültürüdür.
Bir akademik terbiyedir.
Bir insanın kendisinden önce yürüyenlere duyduğu saygıdır.
Evet.
Küçük büyüğe saygısını unutmamalıdır.
Ama büyük de kıdemin gücünü abartmamalıdır.
Çünkü saygı başka şeydir.
Sürekli hiyerarşik onay beklemek başka şeydir.
Mentorluk başka şeydir.
Alan kontrolü başka şeydir.
Rehberlik başka şeydir.
“Ben büyüdüm, siz hep küçük kalacaksınız” varsayımı başka şeydir.
Artık yıl 2026.
Dünün araştırma görevlisi bugünün profesörü olabiliyor.
Arkadan gelen daha başarılı olabiliyor, ve sağlıklı akademik kültürlerde bu bir tehdit değil.
Ortak bir başarı.
Aynı koridorda güçlü insanlarla çalışmak her zaman kolay değildir.
Çünkü insanı zaman zaman kendi sınırlarıyla yüzleştirir.
Ama doğru okunduğunda bu bir tehdit değil.
Bir fırsattır.
Çünkü güçlü meslektaşlar yalnızca rekabet yaratmaz.
Çıtayı da yükseltir.
Belki de güçlü araştırma kültürlerinin önemli sırlarından biri tam olarak budur.
Başarılı insanlardan rahatsız olmamak.
Onlardan öğrenebilmek.
Aynı koridorda yürüyen insanların birbirini aşağı çekmeye değil;
birlikte yükseltmeye çalışması.
Belki de bu yüzden zaman zaman akademinin ne olduğunu yeniden hatırlamak gerekiyor.
Akademi kelimesi yaklaşık 2400 yıl önce Atina’da Platon’un öğrencileriyle birlikte tartıştığı Akademeia’dan geliyor.
Yani akademi, kelime anlamı olarak bile bir kişinin değil;
bir topluluğun hikâyesi.
Bilginin birlikte üretildiği.
Tartışıldığı.
Aktarıldığı.
Geliştirildiği bir topluluğun.
Belki de aynı bölüm içinde yaşanan birçok sorunun temelinde unutulan şey tam olarak bu.
Akademi bir alan kapma yarışı değil.
Birlikte düşünme kültürü.
Çünkü akademinin özü belki de tam olarak bu.
Tek başına yükselmek değil.
Birlikte yükselmek.





